işte öylesi bir yaşam önümüzden geçip gidiyor. sen kendi duvarlarının
gerisine çekiliyorsun. o, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. bir
başka kentte, bir başka ülkede. herkes bir başka kentte. herkes başka
bir dili konuşuyor ya da anlamaya çalışıyor. aynı dili konuşan iki kişi yok.
her sözü, insanın kendisi için söylediğine inanıyorsun. her söylenen
söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. karşısındakine bir
şey anlatmak istese de, gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğru
algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. bir bedenin üzerinde
dolaşan her el, kendi bedenini okşamak istercesine dolaşıyor öteki beden
üzerinde. doyum içinde ayrılacağını sandığın bu yaşamdan, zaman zaman
algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılmayacaksın. hiç yaşanmamış gibi.
tezer özlü
2 Şubat 2014 Pazar
1 Şubat 2014 Cumartesi
Akışı Olmayan Sular /// Pınar Kür
Şişe
içinde ırmağa atılmış mektup gibiyim. Hem ırmağın içindeyim, hem ona
katkım yok. Hem diyeceğim bir şeyler var şişenin içinde kapanmış, hem
ırmağın bunlardan haberi yok ve olmayacak. Hem ırmak beni bir yerden bir
yere götürüyor, hem gittiğimiz yönü ben saptamıyorum. Hem ırmak bana
dokunmuyor, hem ben ırmağa dokunamıyorum. Birbirimize değmiyoruz...
Pınar Kür/// Akışı Olmayan Sular
Pınar Kür/// Akışı Olmayan Sular
İlk Buluşmalar // Arseni Tarkovski
İlk Buluşmalar (1962)
Birlikte olduğumuz her an
bir şölendi, newroz şenlikleri gibi,
koca dünyada bitek ikimize. Sen
pervasız ve hafiftin kuş kanadından bile,
bir rüzgar gibi inerdin merdivenlerden
ikişer ikişer aşıp basamakları, bir çırpıda
nemli leylakların arasından kendi
topraklarına alırdın beni, aynanın öte yanına.
Gece olunca haz bahşedilirdi bize
açılırdı kutsal kapıları tapınağın
karanlıkta ışıldar, ağır ağır
aramıza uzanırdı çıplaklığımız.
Uyanınca varlığına şükrederdim, yine de bilirdim
minnettarlığımın karşılıksız kalacağını. Sen
uyurdun ve o göksel mavilikleriyle
okşayabilmek için kirpiklerini, masadan üzerine eğilirdi leylaklar,
o mavilikle okşanan kirpiklerin
dingin olurlardı ve ellerin hep sıcaktılar.
Nehirler çağıldardı elindeki kadehin içinde,
dağların başı dumanlanırdı,
yakamoza boğulurdu denizler,
sonra sen elinde o camdan atmosfer,
tahtında uyuyakalırdın
ve Aman Allahım!, sen yanımdaydın.
Uyanırdın ve biçim alırdın,
insanların her gün söylediği sözcüklerin,
ağızlardan taşan şen şakrak
sözlerin biçimini alırdın; ve sen kelimesi
yeni anlamına bürünürdü: artık “çar”ımdın.
Seninle tüm alem başka bir şeye dönüşürdü,
sıradan şeyler bile biçim alırdı bir anda,
her şey; testimiz, kadehler -nöbetçi
gibi dururken aramızda ve bir biçim alırdı
o durgun sıvı, katman katman lakin çetince.
Sürüklenirdik, nereye olduğunu bile bilmeden,
ve seraplar misali;
masalsı şehirler açılırdı önümüze
ayaklarımızın altına serilirdi kuzu kulakları,
kuşlar aynı rotayı izlerdi bizimle
akıntıya karşı yüzerdi balıklar nehirde
ve gökyüzü gözlerimizin önüne sererdi her şeyini.
Bunlar olurken, kader hiç bırakmazdı peşimizi,
elinde usturasını bileyen o manyak hep izlerdi bizi.
çeviri:bülentka
Birlikte olduğumuz her an
bir şölendi, newroz şenlikleri gibi,
koca dünyada bitek ikimize. Sen
pervasız ve hafiftin kuş kanadından bile,
bir rüzgar gibi inerdin merdivenlerden
ikişer ikişer aşıp basamakları, bir çırpıda
nemli leylakların arasından kendi
topraklarına alırdın beni, aynanın öte yanına.
Gece olunca haz bahşedilirdi bize
açılırdı kutsal kapıları tapınağın
karanlıkta ışıldar, ağır ağır
aramıza uzanırdı çıplaklığımız.
Uyanınca varlığına şükrederdim, yine de bilirdim
minnettarlığımın karşılıksız kalacağını. Sen
uyurdun ve o göksel mavilikleriyle
okşayabilmek için kirpiklerini, masadan üzerine eğilirdi leylaklar,
o mavilikle okşanan kirpiklerin
dingin olurlardı ve ellerin hep sıcaktılar.
Nehirler çağıldardı elindeki kadehin içinde,
dağların başı dumanlanırdı,
yakamoza boğulurdu denizler,
sonra sen elinde o camdan atmosfer,
tahtında uyuyakalırdın
ve Aman Allahım!, sen yanımdaydın.
Uyanırdın ve biçim alırdın,
insanların her gün söylediği sözcüklerin,
ağızlardan taşan şen şakrak
sözlerin biçimini alırdın; ve sen kelimesi
yeni anlamına bürünürdü: artık “çar”ımdın.
Seninle tüm alem başka bir şeye dönüşürdü,
sıradan şeyler bile biçim alırdı bir anda,
her şey; testimiz, kadehler -nöbetçi
gibi dururken aramızda ve bir biçim alırdı
o durgun sıvı, katman katman lakin çetince.
Sürüklenirdik, nereye olduğunu bile bilmeden,
ve seraplar misali;
masalsı şehirler açılırdı önümüze
ayaklarımızın altına serilirdi kuzu kulakları,
kuşlar aynı rotayı izlerdi bizimle
akıntıya karşı yüzerdi balıklar nehirde
ve gökyüzü gözlerimizin önüne sererdi her şeyini.
Bunlar olurken, kader hiç bırakmazdı peşimizi,
elinde usturasını bileyen o manyak hep izlerdi bizi.
çeviri:bülentka
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)